14 Temmuz 2010 Çarşamba

KABAK VADİSİ - ALADERE ŞELALELERİ

Tarih: 04 Temmuz 2010

Kabak koyuna beklediğimizden geç gelebilmiştik ve yapılacaklar listemiz açık kalmıştı. Planımız bir günü Kabak'ta geçirmek ve ertesi gün Kelebekler Vadisi'ne geçmekti. Kabak'a öğleden sonra ulaşabildiğimiz için ise, planımızın gerisinde kalmıştık. Listemizde kalanları sabahtan yapmaya karar verdik.

Kahvaltı sabah 8.3o'da başlıyordu. Biz ise erkenden kalktık, eşyalarımızı toplayarak hazırlandık ve kahvaltıyı beklemek üzerine masalara gittik. Kabak Vadisi'ne hayat veren Aladere Şelale'lerini görmek istiyorduk. Kelebekler Vadisi'ne şelale gezisinden sonra gitmeye karar verdik.

Kahvaltıyı beklerken Kabak Naturel'in incelikle dizayn edilmiş bahçesinin tadını çıkarmaya başladık. Bizi en çok eğlendiren şey, barın üstündeki şıngıllara yuva yapmış bir güvercin çifti ile, sevimli bir sincabın birbirlerine sataşıp durmaları oldu...


Çan sesini duymamızla, asker kahvaltısı tadındaki sade kahvaltımızı aldık ve yemeye koyulduk. Masalardan birindeki bir çift ile sohbet etmeye başladık. Çift Kabak Vadisi'nin ve Kabak Naturel Life'in müdavimlerindenmiş ve her sene buraya geliyorlarmış. Onlara şelaleye gidip gitmediklerini, nasıl gidebileceğimizi sorduk. Bize, ilk kez gidenler için yolun tehlikeli olabileceğini söyleyip, rehberle gitmemizi önerdiler. Kelebekler Vadisi'nde de bir şelale olduğunu ama buradaki şelalenin ve şelaleye gidilen yoldaki doğanın muhteşem ve görülesi olduğunu da eklediler. Onların bu söylediklerinden iyice cesaret alarak, şelaleyi mutlaka görmeye karar verdik, böylece Kelebekler vadisi'ne 14.00 teknesi ile geçebilmemiz de hayal oluyordu.

Kampın sahiplerine, şelaleye gitmek için rehber sorduk. Saat 11 gibi geleceğini söylediler. Bu arada şelale turu yapmak isteyen başka kişiler olursa, onlar da toplanmış olacaktı. Şelale gezisinin hemen ardından, Ölüdeniz'den kalkacak teknelere yetişmemiz gerekeceği için bizi sıkıntılı bir bekleyiş başladı.

Nihayet rehberimiz geldi. Rehberimiz Can, kampın sahibinin büyük oğluydu. Şelaleye gidecek bizden başka kimse olmamasına rağmen, sadece ikimizi götürmeyi kabul etti. Aslında kimsenin olmaması bizim işimize de geliyordu, böylece gezinin zamanlamasını istediğimiz gibi yapabilme şansımız olacaktı. Kendimizce yaptığımız hesaplamalarda, yaklaşık 3-3,5 saatlik bir zaman geçirirsek, Kelebekler Vadisi'ne gidecek saat 16.00 teknesine yetişebilecektik.

Yolun zorlu noktalar içerebilecek bir trekking parkuru olduğunu düşünerek, sandalet ile gitmeyi tehlikeli bulmuş ve bilekli ayakkabılarımızı giymiştik.Ayakkabılarımızın performansını test etmenin daha iyi bir yolu olabilir miydi? Giderken suların içinden geçebileceğimizi hatta suyun içinden dizlerimize, belimize kadar batabileceğimizi tahmin ediyorduk. İlk önceleri, normal bir patika yoldan trekking yaparak, ufak tefek kayaları aşarak ilerliyorduk. Bir yol ayrımına geldiğimizde şelaleye çıkan iki yolu tarif eden bir tabelaya ulaştık ve tabelayı okuyamadan rehberimizin peşinden devam ettik. (Tabelayı okusaydık B. devam eder miydi bilmem.)


Sonunda su kaynağını bulduk. Burada kocaman çirkin, siyah bir boruyu takip ederek, su yolu boyunca, suların içinden yürümeye başladık. Botlarla suların içinde olmak enteresan bir duyguydu. Botlar bugüne dek şehirde gezen 4x4 jeepler gibiydi bugüne kadar ama bu şekilde araziye doğrudan girmiş oldular, hem de çok sağlam şekilde...
Parkur ilerledikçe zorlaşıyordu. Artık normal treking ve hard treking kısmı bitmiş, adeta kaya tırmanışı kısmı başlamıştı. Geçtiğimiz yollardaki kayaları, rehberimizin gösterdiği şekilde tutuna tutuna tırmanıyorduk.

Nihayet ilk şelaleye ulaştık ve burada kısa bir mola verdik. Biz oflaya puflaya, çekine çekine kayaların üzerine çıkarken, buraların yerlileri kayaların üzerinde bir kedi çevikliğinde oradan oraya atlayıp, rahatlıkla hareket ediyorlardı. Kayaların üzerinde otururken, çıkacağımız noktaya baktık. Şelalenin üstüne doğru çıkıp, oradaki duvarı geçip, tırmanmaya devam etmemiz gerekiyordu.

Siyah borunun izinde:
Birinci şelale:
Molada
Rehberimiz Can ve şelale yerlisi :) Başına geleceklerden habersiz

Bazı yerlerde çok ciddi tırmanış noktaları vardı. Bunlardan biri, ilk şelalenin üzerindeki bir geçiş noktasıydı ve bir duvar bölgesinin kenarından diğer tarafa geçilmesi gereken bir nokta idi. Burada B. gerçekten korktu ve geçmek istemedi. Neredeyse devam etmeyip geri dönecektik, ama az evvel tırmandığımız yerlerden inmek de oldukça zor olacaktı. Neyse ki hem rehberimizin hem de benim desteğimle, B. üzerindeki paniği attı. Yerden en az 5 metre yüksekliğindeki bir noktaydı burası ve tutunmak için ellerin ve ayakların hangi noktalarda olacağı çok önemliydi. Yine rehberimizin yönlendirmeleri ile o bölgeyi kazasız belasız geçmeyi başardık.

Yürüyüşümüz boyunca mükkemmel bir doğanın içinde ilerliyorduk. Buzul döneminde izole kaldığı ve etkilenmediği söylenen Babadağ içinde pek çok endemik bitki ve hayvan türü barındırıyormuş. Ve henüz buralar pek kimse tarafından keşfedilmediği için henüz bozulmamış. İlk geçtiğimiz şelalenin üst kısımlarında ilerlerken, yamaçlardan akan pınarların etrafı yemyeşil bitkilerle kaplı ve harika görüntüler oluşturuyordu. Nemli kayaçların üzerinde, Kelebekler Vadisi'ne ününü veren Kaplan Kelebekleri ile burada da karşılaşıyorduk.

Nemli kayalıklarda dinlenen Kaplan Kelebekleri:

Birinci şelaleyi geçtikten sonraki pınarlar






Bu tura başlamadan önce, acaba kendimiz gidebilir miyiz diye düşünmüştük en başlarda. Ama şimdi anlıyoruz ki, imkanı yok gelemezmişiz buralara... Kayaların zorluğu bir yana, buralarda yolları gösteren işaretler de tam olarak bulunmuyor. Ve kışın yağan yağışlar zaman zaman patika geçişlerin yolunu değiştiriyormuş. Bir saatlik bu tırmanışın ardından, nihayet 2. şelaleye ulaşıyoruz. Burada da 3-4 metre yükseklikteni, kayaların arasından çıkan bir şelalecik küçük bir gölete düşüyor ve göletten aşağıya doğru akmaya devam ediyor. Ayakkabılarımızı çıkarıp, havuz gibi olmuş gölete giriyoruz. Su oldukça soğuk bir suydu ama bir anda yorgunluğumuzu atıyor ve tazeleniyoruz. Yarım saat kadar buranın, doğanın ve manzaranın tadını çıkardıktan sonra, dönüş yolu için hazırlanıyoruz. Bu kez diğer yol olan Likya yolu patikasından döneceğiz.


Molamız sırasında, rehberimiz Can bu bölgedeki endemik Sandal ağaçlarını gösteriyor bize. Şelalenin yakınlarında oldukça büyük bir sandal ağacı tüm görkemi ile duruyor. Bu ağaçlar yazın kabuk değiştiyor ve kışın kırmızı olan kabuklarını atıp, pürüzsüz sarı bir kabuğa bürünüyorlar. Dokununca, insan tenine değiyormuş hissi veren, düzgün bir gövdesi var. Islandıkça sertleştiği için, bu sağlam ağaçlar bir zamanlar tekne yapımlarında kullanılırmış...


Geri dönüş yolumuza başlıyoruz. Bu patika geldiğimiz yola göre nispeten daha kolay; "susuz" bir patika. Gene yolumuz boyunca, sandal ağaçları, keçiboynuzları, çamlar ve envai çeşit bitki bize eşlik ediyor. Zaman zaman yabandomuzlarının altında börtü böcek aramak için kaldırıp attığı taşlarla karşılaşıyoruz. Yol boyunca, rehberimizin Can'ın doğa sevgisi gerçekten görülmeye değerdi.. Yanında getirdiği çantasına, yolda "insan kılığındaki yaratıkların" atmış olduğu çöpleri topluyordu Can. Gözü sürekli etrafta, üşenmeden, tek tek, ortalığa atılmış izmaritleri, kağıtları, ambalajları alıp çantasına koyuyordu. Patika açmak için, kesilmiş, acımasızca budanmış sandal ağaçlarını gördüğünde, üzüntüsü gözlerinden okunuyor, bu duyarsızlığa söyleniyordu. Kabak Naturel'in sahipleri Akad çifti gerçekten pırıl pırıl, örnek bir doğa insanı yetiştirmişler.



Likya yolundan Kabak'ın görünüşü:


Nihayet saat 14.30 gibi kampa ulaşıyoruz. Hemen çoktan toplamış olduğumuz çantalarımızı alıyoruz yanımıza. Ancak adım atacak halimiz kalmamış, bu nedenle yukarı yürüyerek değil, traktörle çıkmak istiyoruz. Kamping bize yukarıdan araç çağırıyor. Üstü açık 4x4 bir araçla, muhteşem bir manzara eşliğinde zıplaya zıplaya aracı parkettiğimiz yere, Faralya'ya doğru çıkıyoruz. Bu arada yollarını kaybetmiş bir Avusturalya'lı çift de bize katılıyor ve nihayet Faralya'ya ulaşıyoruz. Bu kez Kelebekler Vadisi için sırt çantalarımızı hazırlıyor ve saat 15.00'de Kelebekler Vadisi'ne gitmek için bineceğimiz tekne için, Ölüdeniz'e doğru yola çıkıyoruz. Saat 16.00 teknesine yetişebileceğiz, bunun için mutluyuz. Kabak için 1 gün az geliyor bize, birgün gene bir fırsatını bulup yolumuzu gene buraya düşürmek üzere Kabak'tan ayrılıyoruz.
Üstü açık araç içinde Kabak'a veda:

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder